Isparta Çözüm Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE BİZE ULAŞIN
KÜNYE

HABER ARA


Gelişmiş Arama

PAYLAŞTIRAN DOSTLARA REDDİYE

Hilmi SİPAHİ

10 Nisan 2013, 12:21

Hilmi SİPAHİ

 

Beton yolların böldüğü, etrafı duvarla çevrili ve kapılarından girilip çıkıldığı, aynı renk ve cins çiçeklerle bezenmiş ve her ağacı bakımlı bir şehir parkında ancak gazetemi okur,  iki bardak çay içer ve hesabımı öder çıkar giderim.

Oysa o an, zirvelerinde bulutların misafir olduğu, yaban otları ile rengârenk kır çiçeklerinin birlikte oluşturdukları doğal güzellik içinde, otların üzerine serdiğim gazeteyi uzanarak okumak ve kirletilmemiş tertemiz kaynak sularından yapılmış çayımı içmek ve özgürlüğün kokusunu teneffüs etmek isterim.

Belirli kişilerin zevklerine göre biçimlendirilen yapay güzellikler yerine, rabbimizin doğaya ikram ettiği iç içe girmiş doğal güzellikleri tercih ederim. Dört duvarla çevrilmiş bahçenin boyutu ne olursa olsun, duvarların var olduğunu bilmiş olmam bana huzursuzluk verir.

1979 yılında popüler olan, Pink Floyd’un ‘The Wall’ adlı albümünü hatırlayanlar şarkının klipini de hatırlarlar. Tek tip insan yetiştiren eğitim sistemine ve öğretmenlere isyan vardır bu şarkıda. Şarkının bir yerlerinde çığlık çığlığa şöyle söylenir:

“Hey, öğretmen, çocukları rahat bırak!

Böyle olduğu sürece, hepsi duvardaki bir tuğladan ibaret

Duvardaki tuğlalar gibi tek tip ve düzende olmak, farklı düşünce ve kültüre yasak koyan askeri yönetimlerin isteğidir. Tuğla olmak isteyenlere harç koyan bulunur.

Ya ‘özgür insan’ kalmak isteyenlere?

Onlara da, ‘Cesur Yürek’ filminin kahramanı gibi, kellesini verirken bile “Özgürlüük !” diye bağıran bir kahraman bulunur.

Gülüyormuş gibi, seviyormuş gibi, üzülmüş gibi, dinliyormuş gibi, aynı fikirdeymiş gibi, dostmuş gibi, inanmış gibi davrananların gerçek halleri uzun süre gizli kalmaz. Bu riyakârca duruşa dinimiz ‘münafıklık’ payesi verir. Münafıklık, kâfirlikten beter bir derecedir. Müslümanmış gibi davranan, ama yanlarından ayrıldıklarında ihanet halkası içinde yer alanların yeri Cehennemin ‘bodurum katında bodrum tatilidir’.

Dostmuş gibi davrananların verdiği acı, düşmanın verdiğinden daha fazladır. İki türlü bir acı yaşarsınız; ilki, dostunu kaybetme acısı, diğeri arkadan hançerlenme, aldatılma duygusu. Pir Sultan’ın deyişiyle:

“Şu ellerin taşı bana hiç değmez

İlle de dostun bir tek gülü yaralar beni.”

İnternet denilen kirli okyanusta sörf yapmak ilk başlayanlar için heyecan verici bir spor(!) olabilir, ancak zamanla suyun kirliliğini fark edenler, sörfün aslında bir spor değil bir beyin yıkama olduğunu bir müddet sonra kavrar. Spormuş gibi görünen bu yalancı sörf, dostlukları örselemekte ve bilgi kirliliği içinde bir yalancı birliktelikler zinciri oluşturmaktadır. İnsanlar bu zincirin hangi halkası olduğunu, elini tuttuğu insanın kim olduğunu bilemeden yanlışlar zincirini oluşturur. Duvardaki tuğla olmanın başlangıç süreci de böylece başlamış olur.

İnternetten gelen her habere balıklamasına atlamak ve bunu dostları ile paylaşmak her haber için doğru olabilir mi? Elbette ki Hayır!

Zira bu ‘paylaşma’ tutkusu, sevdiğimiz dostlarımızı hedef almış gibi vurur, yaralar ve kim bilir belki bazen de o dostluğu öldürür.

Kimisi güzel bir dua yazar, kimisi siyasi görüşüne göre haber uydurur, kimisi Fotoshop hileleri ile apartman büyüklüğünde insan iskeletleri yapar ve ‘Suudi Arabistan’da dev bir insan iskeleti bulundu. normal insanlar iskeletin yanında cüce gibi duruyorlar.’ diye yazar, kimisi ‘bir çocuğu kovalayan polis’ diye Fransız çocuğu ile Türk polisini monte der, kimisi bir Türk yazarının 4 sene önceki yazısını yabancı gazetenin yeni bir yazısı gibi gösterir, kimisi Çek cumhuriyetindeki bir Hristiyan papazının  ve onu sevenlerinin kemiklerinden yapılmış bir kiliseyi ‘Müslüman kemiklerinden yapılmış kilise’ diye haber yazar  v.s..

Bunu eğlence olsun diye yapanlar, gülüp geçilsin ister. Buna bir diyeceğimiz yok.

Kara propaganda olsun, ortalığa fitne fesat açılsın, düşmanlıklar büyüsün, benim otoritem devam etsin diyenlerin yaptıkları bu haberleri ağır küfürler ekleyerek paylaşım yapanlar, acaba bir karanlık duvarın tuğlaları olmaya başladıklarının farkındalar mı?

Cevabı ne olursa olsun bu paylaşım beni hayli yaralıyor.

Farkında olmadan, saflığından, iyi niyetinden bile olsa bazı dostlar öyle fotoğraf, video ya da yazı paylaşıyorlar ki kimleri kırdıklarını, kimleri örselediklerini, kimleri kaybettiklerini bilmiyorlar. Çok kırıcı, genelleyici ifadeler kullanan bazı yazıları olduğu gibi paylaşıyorlar. Paylaştıkları ifadeler yıllarca dostum dedikleri insanları derinden yaralıyor.

“Hainler!”.. .“Şerefsizler!”. ..“bilmem ne çocukları okusun, gerçeği görsün!”.. gibi ifadeler bulunan yazıların bir eski dosta ulaştığında onu yaralamayacaklarını düşünmezler mi?

“ Falanca kişinin geçmişi Ermeniliğe dayanıyor” gibi ucuz ve ırkçı bir habere hemencecik inanarak bu yalan duvarının bir tuğlası olma görevini yapmak, kirli bir denizde sörfçü olmak ve kritik-analitik düşünmemek,  o dostu feda etmeye değer mi?

 Biraz zaman ayırıp haberin kaynağını, amacını ve paylaşım yaptığında kıracakları kişileri hesap etse ve en azından kırılabilecek, üzülebilecek dostlarına o haberi göndermese hiçbir şey kaybetmezler ama dostlarını kazanırlar.

 Dostsuz vatanda yaşasak ne olur yaşamasak ne olur?

Siyasi görüşlerin silahla, kavga ve döğüşle ifade edildiği o kaybedilmiş yıllar da bile, dostluklarına halel gelmemesi için titizleneneler, şimdi neden fütursuzca her geleni, herkesle paylaşıyorlar?

Dostlarım, siz beni kaybetmek isteyebilirsiniz, ama ben sizi kaybetmek istemiyorum.

Pir sultan Abdal’ın mısralarını, bu yazıya uygun olarak düzenleyelim ve yazımızı tüm paylaşım yapan dostlara ithaf ederek son verelim.

“Şu ellerin PAYLAŞIMI bana hiç değmez

İlle de dostun bir tek PAYLAŞIMI yaralar beni.”

Kısa not: dostlarınızı kaybetmek istemiyorsanız bu yazıyı da paylaşın. Hadi bakalım!

 

Bu haber 1070 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

SPORTİF DİKDÖRTGEN, TECELLİ ETMİŞKEN.19 Eylül 2017